Hami kendisine verilen yemeği yedikten sonra ellerini hala içinde su bulunan tasa daldırdı ve yanındaki beze kuruladı. Tam masadan kalkmıştı ki kapı tekrar vuruldu.
Yavaş adımlarla gidip kapıyı açtı. Aynı adam kapıda dikiliyordu. Hafifçe başıyla selam verip konuşmaya başladı, "Güneş tepeye çıkmak üzere efendi. Hazırlandığınız zaman sizi ben götüreceğim." Bir adım geriye çekilip Hami'yi beklemeye başladı. Hami başıyla onaylayıp kapıyı kapattı. Ardından eşyalarını almak için yatağa doğru yöneldi.
Üstündeki kıyafeti çıkarttıktan sonra kendi cüppesini üstüne geçirdi ve kuşağını bağladı. Giysisini düzelttikten sonra önce fırlatma bıçaklarını kuşağına yerleştirdi ve görülmeyecek şekilde gizledi. Daha sonra hançerini kuşağına koydu ve kılıcını kuşandı.
Hami son bir defa odaya göz gezdirip kapıya yöneldi. Adam bıraktığı yerden bir adım bile kıpırdamamıştı. Arkasından kapıyı kapattı ve adamla birlikte bir önceki gece gelmiş olduğu yolda ilerledi.
Bahçeye çıktıklarında atının yerinde olmadığını gördü ve adama meraklı bir bakış attı. Adam hafifçe başını eğdi, "Efendi Karim atınıza ihtiyacınız olmadığını söyledi. Atınızı bizzat kendi ahırımıza götürdüm. İyi bakılıyor."
Hami bir şey demeden yola devam etti.
Yakıcı güneş Akka sokaklarını kavururken insanlar sokaklarda işlerine koşturuyordu. Baharat kokularının, ter kokusuna karıştığı bir pazar alanından geçtiler. Kuzeyden insanların seslerinin bastırdığı belli belirsiz bir ezan sesi geliyordu. Şehir en sıcak saatlerinde bile fazlasıyla canlıydı. Her yerde bir şeyler taşıyan ameleler, bağırarak malını satmaya çalışan tüccarlar ve oradan oraya koşturan insanlar vardı.
Yaklaşık bir saatlik yürüyüşün ardından batı surlarını gördüler. Surların hemen yanında büyük bir malikane duruyordu. Malikane yüksek çitlerle çevriliydi. Hami'nin yanındaki adam hiç düşünmeden malikanenin karşı tarafındaki bir çeşmenin yanına gitti. Çeşmeye su içecekmiş gibi eğildiği sırada yanına bir adam geldi. Aynı şekilde suya doğru eğilen adamla birşeyler konuşmaya başladılar. Daha sonra adam kalkıp Hami'ye doğru yürüdü.
"Selam refik, Allah'ın rahmeti üzerinde olsun. Sana mutfakta bir iş ayarladık. Biraz zorlu olacak ancak davamız için sarfedeceğimiz her damla ter, davamızı yüceltecek ve bizlere cenneti getirecek. Şimdi beni takip et."
Hami sadece başıyla onayladı ve arkasına bakmadan adamı izlemeye koyuldu. Adam malikanenin arka tarafında geçip, önünde iki silahlı askerin beklediği bir kapıya yöneldi. Askerler hiçbir şey söylemeden kapıyı açıp geçmelerine izin verdiler.
Kapı, binanın arka tarafındaki kapalı bir avluya açılıyordu. Görüldüğü kadarıyla avlunun bahçeyle bağlantısı yoktu. Çitler o arayı kapatıyor ve bina duvarıyla birleşiyordu. Avlu oldukça boş görünüyordu. Sadece bir kaç hasır sepet binaya açılan tahta bir kapının yanında duruyordu.
Adam gidip tahta kapıyı açtı ve içeri girdi.
17 Kasım 2010 Çarşamba
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder