17 Kasım 2010 Çarşamba

Bölüm 2- Akka (devam)

Hami kendisine verilen yemeği yedikten sonra ellerini hala içinde su bulunan tasa daldırdı ve yanındaki beze kuruladı. Tam masadan kalkmıştı ki kapı tekrar vuruldu.

Yavaş adımlarla gidip kapıyı açtı. Aynı adam kapıda dikiliyordu. Hafifçe başıyla selam verip konuşmaya başladı, "Güneş tepeye çıkmak üzere efendi. Hazırlandığınız zaman sizi ben götüreceğim."  Bir adım geriye çekilip Hami'yi beklemeye başladı. Hami başıyla onaylayıp kapıyı kapattı. Ardından eşyalarını almak için yatağa doğru yöneldi.

Üstündeki kıyafeti çıkarttıktan sonra kendi cüppesini üstüne geçirdi ve kuşağını bağladı. Giysisini düzelttikten sonra önce fırlatma bıçaklarını kuşağına yerleştirdi ve görülmeyecek şekilde gizledi. Daha sonra hançerini kuşağına koydu ve kılıcını kuşandı.

Hami son bir defa odaya göz gezdirip kapıya yöneldi. Adam bıraktığı yerden bir adım bile kıpırdamamıştı. Arkasından kapıyı kapattı ve adamla birlikte bir önceki gece gelmiş olduğu yolda ilerledi.

Bahçeye çıktıklarında atının yerinde olmadığını gördü ve adama meraklı bir bakış attı. Adam hafifçe başını eğdi, "Efendi Karim atınıza ihtiyacınız olmadığını söyledi. Atınızı bizzat kendi ahırımıza götürdüm. İyi bakılıyor."

Hami bir şey demeden yola devam etti.

Yakıcı güneş Akka sokaklarını kavururken insanlar sokaklarda işlerine koşturuyordu. Baharat kokularının, ter kokusuna karıştığı bir pazar alanından geçtiler. Kuzeyden insanların seslerinin bastırdığı belli belirsiz bir ezan sesi geliyordu. Şehir en sıcak saatlerinde bile fazlasıyla canlıydı. Her yerde bir şeyler taşıyan ameleler, bağırarak malını satmaya çalışan tüccarlar ve oradan oraya koşturan insanlar vardı.

Yaklaşık bir saatlik yürüyüşün ardından batı surlarını gördüler. Surların hemen yanında büyük bir malikane duruyordu. Malikane yüksek çitlerle çevriliydi. Hami'nin yanındaki adam hiç düşünmeden malikanenin karşı tarafındaki bir çeşmenin yanına gitti. Çeşmeye su içecekmiş gibi eğildiği sırada yanına bir adam geldi. Aynı şekilde suya doğru eğilen adamla birşeyler konuşmaya başladılar. Daha sonra adam kalkıp Hami'ye doğru yürüdü.

"Selam refik, Allah'ın rahmeti üzerinde olsun. Sana mutfakta bir iş ayarladık. Biraz zorlu olacak ancak davamız için sarfedeceğimiz her damla ter, davamızı yüceltecek ve bizlere cenneti getirecek. Şimdi beni takip et."

Hami sadece başıyla onayladı ve arkasına bakmadan adamı izlemeye koyuldu. Adam malikanenin arka tarafında geçip, önünde iki silahlı askerin beklediği bir kapıya yöneldi. Askerler hiçbir şey söylemeden kapıyı açıp geçmelerine izin verdiler.

Kapı, binanın arka tarafındaki kapalı bir avluya açılıyordu. Görüldüğü kadarıyla avlunun bahçeyle bağlantısı yoktu. Çitler o arayı kapatıyor ve bina duvarıyla birleşiyordu. Avlu oldukça boş görünüyordu. Sadece bir kaç hasır sepet binaya açılan tahta bir kapının yanında duruyordu.

Adam gidip tahta kapıyı açtı ve içeri girdi.

8 Mayıs 2010 Cumartesi

Bölüm 2 - Akka

Güneş Akka üstünden ışıklarını çoktan çekmiş, gece ayın hükmüne girmişti bile. Hami atını toprak sokaklarda yavaşça sürüyordu. Sokaklar çoktan boşalmıştı. Gecenin zifiri karanlığını aydınlatan sadece gökteki hilalin yansımalarıydı.

Hami atını bir evin bahçesine soktu ve atından indi. Yavaşça bahçedeki bir ağaca bağladıktan sonra, gayri ihtiyari atın boynunu kaşıdı ve bahçeden dışarıya çıkıp eve yöneldi. Tahta kapıyı üç kere sertçe tıklattı. Dakikalar sonra kapıya iki kere vuruldu. Bunun üzerine Hami de kapıya iki hafif üç sert vuruş yaptı. Ardından gelen kilit sesleriyle kapı açıldı. İçerideki loş mum ışığı kapıyı açan kukuletalı adamın yüzünü saklıyordu.

Hami başıyla selam verip içeri girdi. Bina iki katlı ve genişti. Dışarıdan baktığında dikkat çekmiyordu ama içerisi çok güzel döşenmişti. Avrupai mobilyalar ve tablolar evi süslüyordu. Arkasına bakmadan üst kata çıkmak için merdivene yöneldi Hami. Üst katta üç ayrı oda vardı. Birisinin çalışma odası, diğerinin de yatak odası olduğunu biliyordu ama üçüncüsü hakkında hiç bir fikri yoktu.

Gidip çalışma odasının kapısını çaldı. İçeriden gir komutu geldikten sonra sessizce kapıyı açıp içeri girdi.

Oda oldukça ufak ve basıktı. İçeride tahta bir masa, bir sandık ve kitaplarla dolu bir dolap dışında hiçbir şey yoktu. Masanın üstü parşömenlerle doluydu. Arkasında da siyah cüppeli bir adam oturuyordu. Hami masanın bir iki adım önüne kadar yürüdü. Adam yorgun bir şekilde ona gülümsedi. Uykudan uyanmış olmalıydı.

Hami hafifçe başını eğdi.

"Üstad Karim. Efendimiz tarafından gönderildim." Elini cüppesinin içine sokup mektubu çıkarttı ve masaya yaklaşıp adama uzattı.

Adam yavaşça uzanıp mektubu aldı. Sakin bir şekilde açmaya başladı. İçinden çıkan kağıdı düzeltip okumaya koyuldu. Bir süre okuduktan sonra kağıdı masanın üzerindeki muma yaklaştırıp bir kenarını tutuşturdu ve masanın üstünde duran geniş bir kasenin içine attı.

"Yarın güneş tepeye çıktığında valinin evine gideceksin. Şimdi gidip dinlen aşağıda sana odanı gösterecekler. Yarın gitmeden önce yanıma gel."

Hami başıyla onaylayıp, yavaşça arakasını döndü ve odadan çıktı.

Aşağı indiğinde daha önce görmediği cüppeli bir adama kendisini arka tarafta bir odaya götürdü ve temiz giysiler verdi. Yatacağı yeri gösterdi ve odadan ayrıldı.

Hami dikkatli bir şekilde üzerindeki silahları çıkartmaya başladı.  Orta boy bir kılıcı vardı. Kendisi için özel yaptırmıştı. Üstünde "Kan, güçlendirir, güç inandıklarını öldürür. Gücünü kontrol et ki, inandıklarını unutmayasın." yazıyordu.

Kılıcını yavaşça yatağın yanında yere koydu. Yer beyaz mermerdendi.  Kılıcının yanına çıkartıp fırlatma bıçaklarını yerleştirdi. Altı tane vardı ve hepsi zehire batırılmıştı. Son olarak hançerini belinden çıkartıp yastığının altına yerleştirdi.

Yavaşça cüppesini çıkarttı ve katlayıp kılıcının üstüne koydu. Kendisine verilen entariye benzer kıyafeti üstüne geçirdi ve yatağına yerleşti. Dakikalar sonra derin bir uykuya daldı.

Kapısının tıklatılmasıyla uyandı. Odası dışarıdan gelen ışıkla aydınlanmıştı. Gün çoktan başlamış olmalıydı. Kendisini dinlenmiş hissediyordu. Gözlerini ovuşturarak yatağından kalktı ve yastığın altından hançerini aldı. Hiç bir zaman silahsız kalmaması gerektiğini daha genç yaşta tecrübe etmişti Hami. Yavaşça ilerleyip kapıyı araladı.

Dün kendisine odasını gösteren adam kapıdaydı. Elinde su dolu bir tas ve bir bez vardı. Hami kapıyı açtı ve adamın içeri girmesine izin verdi. Adam içeri girdikten sonra elindeki tas ve bezi Hami'in dikkatini çekmemiş olan bir masaya koydu. Hami masayı nasıl farketmediği hakkında içinden kendisini azarlarken adam başıyla selam verip odadan ayrıldı.

Hami masaya gidip elini yüzünü yıkamaya başladı. Tam bitirip elini bezle kurulamıştı ki kapı tekrar çaldı. Yüzünü kurularken gidip tekrar kapıyı araladı.

Aynı adam bu sefer kucağında bir tepsiyle içeri girdi. Hiç konuşmadan içi yemek dolu tepsiyi masanın üstüne, tasın yanına bıraktı ve odadan çıktı.